01 Aralık 2008 / 18:39


Murat İlem

Barış, dostluk ve Yunan Basını!

Yunanistan’ın yüksek tirajlı gazetelerinden Ethnos’un 20 Haziran tarihli nüshasında kısa bir yorum dikkatimi çekti.

Yorumu tam çevirirsek, gazeteci olduğunu iddia eden bedavacı meslektaş aynen şunları söylüyor: “Madem ki söz Türkiye’ye yapılan gezilerden açıldı, Selanik’ten sekiz gazeteci Türk Başkonsolosu’nun kendilerini  misafir etme, İstanbul ve İzmir’i gezdirme davetini kabul ettiler. Bu harcamalar Bahama adaları için olsaydı, bir dereceye kadar deyip anlayışla karşılardık. Ancak bu kadar ucuz bir yolculuk için…”

Yani adam kısaca değmez diyor, belki biraz daha uzak, biraz daha tatlı yolculuk olsa, balıklama atlayacak. Ama bu geziyi beğenmiyor.

 

Bu zavallı Akbaba belki Türkiye’ye sık sık gönderildiğinden, belki de bizim yetkililerimiz tarafından çok fazla ağırlandığından olsa gerek, İstanbul ve İzmir gezilerini beğenmeyip Bahama adalarını istiyor. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var; bu gibi geziler Türk-Yunan barışına destek çerçevesinde düzenlenir.

Genelde önyargılı, ya da Türkiye, Türk halkı ve Türk gazeteciler hakkında çok fazla bilgisi olmayanların tercih edildiği organizasyonlardır. Ama bu bedavaya alışmış meslektaş geziyi beğenmeyip “böyle ucuza bizi satın alamazsınız” demeye getiriyor.

Sen satılık kalemsen ben ne diyeyim. Türk –Yunan barışına sen ve senin gibilerden gelecek katkı Allahtan gelsin deyip yolumuza bakmalıyız. Al götür, yedir, içir, gezdir, eğlendir ve ülkesine gönderip Türk-Yunan barışına yapacağı katkıyı izle. Gerçi bu tip akbabalar sadece Yunanistan’da yok, Türkiye dahil, Dünya’nın hemen her ülkesinde var.

Tamam da, o ülkelerin komşuları ile olan ilişkileri bizim gibi kritik mi? Bizim gibi her an bir olay çıkması olasılığı var mı? Zannetmiyorum. Ege’nin coğrafyasını paylaşan iki ülkenin barış yolunda atacakları adımlar konusunda iletişim organlarına büyük ihtiyaç vardır. Bu gerçeğin yolu direkt gazetecilerin kontrolü altındadır. Zaman zaman takip ettiğimiz sivil toplum örgütlerinin bu girişimleri dar bir alanda etkili olmaktadır.

İki ülke halklarından ya da örgütlerinden çok kısıtlı sayıda katılımcı ile yapılan organizasyonlarda otuz kırk kişi birbirini ağırlayıp barışa katkı sağladıklarını düşünmektedirler.

Tam bir körler sağırlar birbirini ağırlar ortamında geçen bu girişimlerin barışa katkısı bu güne kadar çok fazla olmamıştır.

Her yıl aynı tipler bir araya gelip bir Türkiye’de, bir de Yunanistan’da karşılıklı buluşup göbek atarak barışa katkı sağladıklarını düşünmektedirler. Halka inmeyen bu gibi buluşmalar sonrası “Türk rakısı güzeldi, Uzo’nun tadına doyamadık” gibi bayat anlatımlar katılımcıların tatmin etmekten öteye geçmez.

 

Yıllardır Türk ve Yunan gazeteciler bir platform altında buluşmaktadırlar. Türkiye’den katılım genelde yüksek düzeyde olurken, Yunan tarafından katılım etkisiz yazarlar düzeyini geçmemektedir. Gazetelerinin politikalarını barış yolunda etkileyebilecek hemen hiçbir Yunanistanlı yönetici bu platformlara katılmamaktadır.

Eğer katılırlarsa kontrolü altında olan gazetelerinin Türkiye’ye karşıtı satırlarında kısıtlama olabileceklerini düşünmektedirler. Ve tabi böyle bir durumun tirajlarına olan olumsuz etkilerini önlemek için mümkün olduğunca Türk mevkidaşları ile bir araya gelmekten kaçınmaktadırlar.

Söz konusu üst düzey yöneticiler, sürekli  olarak Türk düşmanlığı yapacak malzeme ararlar. Siyasi, askeri ya da diplomatik her hangi bir olumsuzluğu ya da aynı anlam taşıyabilecek bir haberi dejenere ederek sayfalarına aktarırlar. Bu günkü olumlu ortamı kirletip- zehirleyecek en küçük bir ayrıntıyı bulabilmek için yapmadıklarını bırakmazlar. İşte yazının başında sayfalarından tam çevirisini aktardığım  Etnos gazetesi, bedavacılar, örümcek beyinli müdürler ile akbaba yazarların buluştukları odaktır.

Bu gazetenin Türk düşmanı politikaları kurulduğundan bu yana değişmemiştir. Türkiye’nin barış ve dostluk yolunda atacağı her adım, gazete yönetimi tarafından şüphe ile karşılanır. Toplantılardan kaçarlar, barış ve dostluktan söz etmekten hoşlanmazlar, Türkiye’ye giden asker ve siyasetçiye saldırıp tiraj uğruna her türlü fesatlığa imza atarlar.

Ancak son dönemde bu gibi gazetelere prim vermeyen siyasi, diplomatik ve askeri üçgen, Türk Yunan ilişkilerinde bildiklerini sonuna kadar uygulamaktadırlar. İlişkilerin ana eksenini oluşturan bu üçlüye bir de ekonomik çevreler eklendiğinde sorunların çözümü konusunda atılan küçük adımlar, yerini hızlı yürümeye bırakmıştır. Önümüzdeki yıllar, pekiştirilen her girişimin katkısı ile umut vaat etmektedir.

Ege’nin üzerinde uçan çirkin akbabalara aldırmadan önümüze bakalım ve barış yolundan ayrılmayalım.

Aksi bir durum hem halklara, hem de ülkelerimize büyük zarar verecektir.



Yazarımızın daha önceki yazılarını okumak için tıklayınız: