‘iliştirilmiş gazeteci olmayalım!’
Tarih: 21 Şubat, 2008 • Kategori: Haber, Medya
Usta gazeteci Bengüç Özerdem yine ucundan kan damlayan kalemini eline aldı ve bir medya analizi yaptı. Ustanın günümüz gazeteciliğine göndermeler yaptığı analizde, yakın geçmişteki gazetecilikten nostaljik hatırlatmalar da var. İşte Özerdem’in ‘Medya Analiz’i;
Yeni Asır-Sabah gazetesinde yıllarım geçti. İlk gazetecilik sigortam, mesleğin tabiriyle ilk kadro kayıdım Yeni Asır’da, 1978 yılında yapıldı.
Bunca yıl içinde çalıştığım gazetelerimle gurur duydum. O güzel günlerin sonrasında tek buruk olduğum kısa bir dönem vardı; Tabak çanak verdiğimiz yıllar.
Tirajda patlama olmuştu.
Bakkallarda gazete almak için kuyruklar vardı.
Boynum bükük Zülfü Livaneli’nin odasına girdim ve dert yandım.
Güldü ve bana.. Sonra şöyle dedi: “Kardeş önemli olan tabak çanak vermek değil. Kimsenin çanağı olmamak.”
Evet o dönem tabak çanak veriyorduk ama en önemlisi ‘gazete’ veriyorduk.
Şimdi internet gazetelerinden okuyorum. ‘Aynı gazetenin Genel Yayın müdürü gidiyormuş. Cumhurbaşkanı engellemiş, Genel Yayın Yönetmeninin, müdürlerin bakan milletvekilleri torpiliyle gelmiş etmiş falan filan…”
Yani iliştirilmiş gazetecilik. Bu sözcüğün ingilizcesini ilk körfez savaşında duymuştuk. İliştirilmiş, ‘Embedded’ gazetecilerle. Amerikan askerlerinin yanına iliştirilen, kene gibi sırtlarına yapıştırılan gazetecilere takılan isimdi. Bu konuyla ilgili benimle yapılan röportajlarda, gazetecinin beyaz bayrağına, tarafsızlığına sürülmüş bir leke olarak adlandırmıştım ‘İliştirilmişliği’.
Embedded bize çok yabancıydı o yıllar.
Ama şimdi Embedded medya, Embedded Genel Yayın Yönetmeni, Embedded Müdür doldu etrafımız. Birilerine iliştirilmiş gazetecilik yapılıyor artık. Hani son dönemlerin magazin literatüründe sıkça kullanılan bir tabirle ’çakma’ gazeteciler ordusuna dönüştük…
Bir muhabir olarak, bu işin emekçisi olarak geçin bunları diyorum.
Medyada beyaz tertemiz sayfalara ihtiyaç var.
Medyanın, lekesiz, kıvırmayan her devrin adamı olamayan sadece mesleğini yapan adam gibi adamlara ihtiyacı var.
Gazeteler kapandı, insanlar işsiz kaldı, çalışanlar maaş alamadı.
Tüm bunlar sözüm ona temiz medya içindi. Hani bu çilenin sonunda bizler işimizi gururla yapacaktık, bir kısım medya olmamaktı amaç, hani kirlenenleri dışlayacaktık?
Soruyorum, ne değişti?
Ben haberden anlarım, habercilikten anlarım. Kim bu devirde habercilik yapıldığını söylerse de, anlını karışlarım.
Biz bu mesleğe gönül vermiş insanlar olarak, kirlenmemiş binlerce emekçisi, beyaz bayrağımızı sallıyoruz; Ve ‘yeter artık’ diyoruz.
‘İliştirilmiş’ gazeteci olmak istemiyoruz. Biz tarafsızlığımızın simgesi, beyaz bayrağımızla iki tarafta da habercilik yapmak istiyoruz.
Yine yıllar önce olduğu gibi basın kartımı gösterip, gururla ‘gazeteciyim’ diyebilmek istiyoruz.
Ama biliyorum boşuna.
Bu çanakçılar olduğu müddetçe işimiz zor galiba.
Körfez savaşında Kuzey Irak’a geçerken gazetecilerle söylediğimiz bir şarkımız vardı;
Tüm dürüst kalanlara, yıllarca bu uğurda şehit düşenlere …
“Kurşun tepemizde vızır vızır,
Beyaz bayrağı salla belki gören olur,
Lekedense,
kırmızı kan daha güzel durur.”


Kalmadı artık o eski gazetecilerden Bengüç bey… Ne muhabiri, ne patronu kalmadı ne yazık ki. Eski okuyucularda kalmadıki sitem eden az çıkıyor…
ergun babahan işsiz kalsada sizin gibi zor günler geçirmez merak etmeyin. dünyalığını yapmıştır çoktan.
helal olsun kaleminize saglik benguc bey. canak cömlek veriliyodu ama dediginiz gibi haber okuyoduk eskiden. simdi hepsi ayni aralarina kopya kagidi konmus gibi, butun haberler ayni. gazeteclik olmus. ozel haber yok.